Türkiye'nin Boykot Tarihinden Fes Kararından İtalya'nın Makarna Boykotuna Uzanan Yolculuk
Günce Akpamuk
Türkiye'nin ilk boykotu 1908 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun ürünlerine karşı yapıldı.
Yönetimin de destek verdiği boykot yaklaşık yedi ay sürdü.
"Fes boykotu" olarak da bilinen bu eylem sonunda başarılı oldu ve Avusturya-Macaristan Osmanlı'yla müzakere masasına oturmak zorunda kaldı.
BBC Türkçe'ye konuşan Rumeli Üniversitesi öğretim üyesi tarihçi Burcu Belli, Osmanlı'da sıkça karşılaşılan yeniçeri isyanlarının, köylü ayaklanmalarının da bir çeşit boykot olarak kabul edilebileceğini vurguluyor.
Ancak terimsel olarak boykotu kullandığımız, içerisinde kanaat önderlerinin ve basının yer aldığı, birden fazla kesimin organize hareket ettiği ve sürdürülebilir bir şekilde zamana yayılan ilk eylemin 1908'deki fes boykotu olduğunu söylüyor.
Peki fes boykotu nasıl başladı? Türkiye tarihinde başka hangi boykotlar yaşandı?
Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet ilan edilmişti.
Aynı yaz Osmanlı'da düzenlenen işçi grevlerinin bastırılmasında sorunlar yaşanmıştı.
Ekim ayında Bulgaristan bağımsızlığını ilan etmiş, hemen ardından Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek'i ilhak etmişti.
Henüz yeni siyasi rejimi oturmamış olan Osmanlı, bu iki devlete karşı askeri harekata girişmeyi göze alamadı.
İstanbul Üniversitesi'nden tarihçi Doç. Dr. Doğan Çetinkaya'ya göre bu ortamda hem dönemin en güçlü siyasi oluşumu İttihat ve Terakki hem de halkın katıldığı kitlesel eylemler yeni bir protesto biçimi olarak boykotu doğurdu.
BBC Türkçe'ye konuşan Çetinkaya, Avusturya-Macaristan ürünlerine karşı boykotun Jön Türk hareketinin, yükselmekte olan Osmanlıcılığın, işçi grevlerinin etkisinde başladığını hatırlatıyor.
Bu ortamda özellikle Avusturya'dan gelen fes sembolik bir önem kazanıyor.
Zira fes dahil pekçok ürünü Osmanlı topraklarında üretmek daha maliyetliydi.
Osmanlı, Fransa ve İngiltere ürünlerine göre daha ucuz olan Avusturya üretimi fesler ithal etmeyi tercih ediyordu.
Dr. Burcu Belli'ya göre boykotla birlikte halk arasında "Fes bizim hakiki aksesuarımız değil, bunun yerine kalpak kullanalım" duygusu oluştu, hatta iktidar da zaman zaman bunu dillendirdi.
Fes boykot edilen tek ürün değildi.
Avusturya-Macaristan'dan gelen ecza ürünleri, pamuk, petrol, pirinç, kılıç gibi ürünler de boykot edildi.
Belli, ilk günlerde liman işçileri ve hamalların gemilerdeki malları limana indirmek, gerekli yerlere ulaştırmak gibi işleri reddettiklerini söylüyor.
1908 Osmanlı Boykotu kitabının yazarı Çetinkaya, Beyrut'tan Selanik'e, İzmir'den Samsun'a ve İstanbul'a kadar çok çeşitli liman kentlerinde; ardından Konya gibi iç Anadolu şehirlerinde de boykotun destek bulduğunu aktarıyor:
"Bu boykot hareketine Osmanlı genelinde kadınlar, gençler, tüccarlar, işçiler çok farklı kesimlerden insanlar katılıyor."
Din ayrımı yapılmadığını vurgulayan Belli, Rumların da boykota katıldığını söylüyor.
Tarihçilere göre toplumun hemen hemen her kesiminin katılması, yönetimin yanı sıra işçi-işveren her sınıfın boykota destek vermesi eylemin başarılı olmasını sağlıyor.
Ancak bu kadar kitlesel hale gelmesinde basının da önemli bir rol oynadığını vurguluyorlar.
Meşrutiyet öncesinde, II. Abdülhamid döneminde basın sansürünün çok sert hissedildiğini hatırlatan Belli, daha önceki boykot eylemlerinin 1908 kadar etkili olmamasında bunun da rol oynadığını söylüyor.
Öte yandan Belli'ye göre dönemin siyasi konjonktüründe toplumun farklı kesimlerinin ortak bir düşmana karşı tavır alması da boykotun yayılmasına yardımcı oluyor.
Çetinkaya, "Boykot İttihat Terakki'nin elinden çıkıyor. İşçilerin ve gençliğin öncülüğünü yaptığı, yüz binlerce insanın katıldığı mitinglerin yapıldığı, kendi basınının ortaya çıktığı büyük bir hareket halini alıyor" diyor.
Sonuç olarak altı-yedi aylık bir boykotun ardından Avusturya-Macaristan ilhak ettiği topraklar için tazminat ödemeyi kabul ediyor. Ayrıca bazı topraklardan ve imtiyazlardan vazgeçmek zorunda kalıyor.
Boykot Osmanlı'da yerli ürünlerin üretilmesi ve kullanımı konusunda halka cesaret veriyor, bu yöndeki tartışmaları alevlendiriyor.
Çetinkaya, Osmanlı'da boykot alışkanlığının ilerleyen yıllarda da devam ettiğini, Balkan Savaşı ve Rumeli göçleri gibi nedenlerle 1910-1914 arası milliyetçi Müslüman Türklerin bu kez gayrimüslimlere, özellikle Rumlara karşı boykot uyguladığını anlatıyor.
Cumhuriyet döneminde de özellikle 1960 sonrasında toplumsal hareketliliğe paralel olarak çeşitli boykot eylemleri görülüyor.
Emek tarihi, sendikacılık ve sosyal politika üzerine çalışan akademisyen Prof. Aziz Çelik, boykot eylemlerinin bu süreçte öğrenci, öğretmen, esnaf, tüketim, işçi boykotları olarak karşımıza çıkabildiğini söylüyor.
Bunlardan özellikle Türkiye Öğretmenler Sendikası öncülüğünde dört gün süren 1969 öğretmen boykotunun geniş katılımıyla dikkat çekiyor.
BBC Türkçe'ye konuşan Çelik, bu boykotta öğretmenlerin hak kazanımları elde ettiğini ancak 12 Mart sonrası bunların kaybedildiğini söylüyor.
Ayrıca, 1970'li yıllarda aylar, haftalar süren öğrenci boykotlarının da etkili ve yoğun katılımlı eylemler olduğunu vurguluyor.
Çelik, Cumhuriyet tarihinde nispeten daha geniş kitlelere ulaşan öğrenci boykotlarının belli bir hedefe yönelik olmaktan çok dönemin politik atmosferiyle ilgili olduğunu hatırlatıyor:
"Daha çok bir toplumsal tepki biçimiydi. Genel politik talepler etrafındaki pasif direnişlerdi."
Bunun dışında 1980 öncesinde, 1990'larda ve 2000'li yıllarda dönem dönem esnafın kepenk kapatma, taksicilerin ve dolmuşçuların kontak kapatma eylemleri yaptığını, işçi ve sendika boykotlarının da yaşandığını hatırlatıyor:
"1989 bahar eylemleri sırasında işçilerin işyerinde verilen yemeği yememek, servise binmeyip yürümek, sakal bırakmak gibi boykot biçimleri yaygın biçimde uygulandı."
Ancak bu boykotların kısa süreli ve yerel olduğunu, kitlesel ve etkili olmadığını belirten Çelik, çok geniş katılımlı bir tüketici boykotunun ise hiç yapılmadığını ifade ediyor.
Türkiye'nin yakın geçmişinde 1998'de PKK lideri Abdullah Öcalan'ın İtalya'ya sığınmasıyla Türkiye'de İtalyan makarna ürünlerinin boykot edilmesi hatırlanıyor.
Ancak bu boykot da kitlesel ve uzun süreli olmamıştı.
Öte yandan 90'lı yıllarda muhafazakar çevrelerde şirket odaklı boykotlar yapılmış, bazı ürünler bu kesim tarafından tüketilmemişti.
Gezi Parkı eylemleri sonrası da boykot çağrıları yapılmıştı. Hedef alınan markalar ve ürünler bugün hala bir kesim tarafından tüketilmiyor.
Çelik, "Aslında kendiliğinden, adı konulmamış tarzda bir boykot yapıyor insanlar. Belli yayınları izlemiyorlar. Belli ürünleri tüketmiyorlar" diyor.
Çelik, başka alanlardaki demokratik protesto imkanları bastırıldığı için boykotun müdahale edilmesi güç bir alan olarak karşımıza çıktığı yorumunu yapıyor.
Tüketici boykotlarına örnek olarak İsrail'in 2023'te Gazze'ye başlattığı operasyonun ardından bazı İsrailli şirketlerin ürünlerinin tüketilmemesi de gösteriliyor.
Çetinkaya "Boykot hareketinin başarılı olabilmesi için çok ciddi bir politik motivasyonu olması gerekiyor" diyor:
"Eğer daha güçlü bir ideolojik, politik ana akım hareket yoksa, boykotlar genelde sembolik nitelikte kalıyorlar ve başarısız oluyorlar."
Çetinkaya'ya göre halkın belli bir kesiminde "AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtı bir hissiyat ve siyasi çizgi olduğu için" ve aynı çizgideki CHP böyle bir boykot çağrısı yaptığı için 2 Nisan'da düzenlenen eylemin "başarılı olma ihtimali yüksek".
Ancak Türkiye'de boykotun ekonomiye zarar vereceğini söyleyen ve çağrıları eleştiren bir kesim de var.
Tarihçi Doğan Çetinkaya, boykotun, bir kitle hareketi olarak 19. yüzyılın sonunda İrlanda'da ortaya çıktığını aktarıyor.
İrlanda'da yükselmekte olan köylü hareketi, toprak yöneticisi Yüzbaşı Charles Boycott ile ilişkilerini kesiyor ve bu hareketin adı boykot olarak kalıyor.
Çetinkaya, "Daha sonra göreceğimiz bütün başarılı boykot hareketlerinin en temel özelliği de kendisinden daha büyük bir ideolojik ve kitle hareketinin, bir politik hareketin parçası olması" diyor.
19. yüzyılın sonunda en önemli boykotları ABD'de yaşanıyor.
8 Mart, 1 Mayıs gibi birçok önemli gün de yine ABD'deki işçi sınıfı hareketinin mücadeleleriyle ortaya çıkıyor.
20. yüzyıl başında dünyanın farklı yerlerindeki milliyetçi hareketlerle eş zamanlı olarak grevler görülüyor.
Çetinkaya, ABD'de grev yapan işçilerin eşlerinin bu fabrikaların ürünlerini boykot ederek eylemlere destek verdiğini; aynı dönemlerde Çin'de Japon işgaline karşı Japon ürünlerinin boykot edildiğini ve çok başarılı olduğunu hatırlatıyor.
Haber Merkezi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.